Mayıs, 2009 için arşiv

Mayınlı arazi ve yayılmacıların en büyük planı (!)

Bu yazıyı beğenmedim (1 puan)Eh iste idare eder (2 puan)Normal (3 puan)Beğendim (4 puan)Süper (5 puan) (3 değerlendirme, ortalama: 3.33 / 5.00)
Gönderiliyor ... Bekleyiniz ...

Son 7 yılda Türkiye ile İsrail arasındaki işbirliği ciddi artışlar gösterdi. Askeri alandan tutun, tarım alanında, savunma sanayinden tutun, ekonomik alanda, istihbarat alanından tutun daha bir çok alanlarda Türkiye-İsrail ilişkileri son 7 yıl içerisinde büyük bir ivme kazandı…
Yazımın başında şunu peşinen söylemek isterim. Şu günlerde hükümete Suriye sınırındaki mayınlı arazinin temizlenmesi karşılığında bu arazilerin İsraillilere 44 yıllığına kiralanması hususunda haklı olarak büyük tepki ve eleştiriler getirilmekte…
Türk milleti şunu çok ama çok iyi bilmelidir ki, Yayılmacı İsrail’in Suriye sınırındaki Kıbrıs büyüklüğündeki o toprakları 44 yıllığına İsraillilere vermesi Türkiye için felaketin başlangıcı olacaktır. Adamlar o bölgeyi bir alsın değil 44, 444 sene o araziden çıkmazlar…

Yüzölçümü bakımından büyük bir alana sahip olan o bölgenin İsraillilere tahsisi ülke güvenliğini son derece tehdit eden bir sonuç olacaktır. Sınırlarına hakim olamayan sınırlarını başka milletlere üstelik te İsraillilere teslimi Türkiye’nin intihar etmesi anlamına gelir.
Üstelik bu konuyu savunan hükümetin tepesindeki şahsın, geçtiğimiz aylarda Davos’ta düzenlenen ve “Filistin halkına yapılan zulme tepki göstermek için İsrail Cumhurbaşkanına gösterdiği tepki’nin göstermelik olduğunu da bir anlamda ortaya koymaktadır.
Çünkü aynı İsrail’in yıllarca bulunduğu coğrafyada Müslüman halkına adeta kan kusturduğu, Filistinlileri yıllardır katlettiği bilinmekteyken, Suriye sınırındaki o arazilerin İsraillilere tahsisini savunmak, büyük bir samimiyetsizlik göstergesidir…

7 milyon nüfusa sahip İsrail’in yayılmacı politikaları çok iyi bilinmekte. Yayılmacı politikayı çok iyi bilen İsrail, dikkat edilirse, son dönemde bu özelliğini ekonomik alanda daha da yaygınlaştırmaya başladı..
Dünyanın hemen her ülkesinde bulunan sayılı zenginlerin büyük çoğunluğunu İsrail vatandaşları yani Yahudiler oluşturuyor… Ülkemizde de bu durumu görmek mümkün. Türkiye ekomosine yön veren büyük holdingler, büyük şirketler ve büyük çapta iş yapan firma yöneticilerinin aralarında çok sayıda İsrailli yani Yahudi bulunmakta…
Güçlü ve büyük çaplı iş yapan Türk firmalarında da yine son dönemde İsrailli ortak sayısı artmış durumda. Hatta bunların arasında resmi değil gayri resmi (!) ortaklık yaptığı şirketlerin bulunduğu da bilinmekte…
Yayılmacı İsrail son 7 yıl içerisinde Türkiye’de öylesine geniş kapsamlı ekonomik oluşa girmiş durumda ki hemen her Türkiye’nin bütün şehirlerinde İsrail sermayesini görmek mümkün.
İsrail sermayesinin girdiği şehirler arasında maalesef Kayseri’de bulunuyor. Kayseri Atatürk Stadı’nın mevcut yerini alan Multi Türk Moll şirketinin Yahudi ortaklı bir şirket olduğu iddiaları çok güçlü…
Aynı Şekilde Kayseri’de bulunan Anatamir Fabrikası’nda tankların modarnizazyonu anlaşması kapsamında İlimizde yaklaşık 3-4 yıldır İsraillilerin bulunduğu herkesçe biliniyor. Anatamir Fabrikası’nda tank modernizazyonu işinde görevli İsraillilerin 3 yıldır Kayseri Hilton’da konakladığı ve bu İsraillilerin Mossad tarafından, ya da bu birimin görevlendirdiği Ankara’dan gelen özel güvenlik elemanlarınca korunduğu yine herkes tarafından biliniyor…
Hatta Kayseri’de geçtiğimiz aylarda gizli bir ziyaret gerçekleştirip 2-3 hafta kaldıkları Kayseri’de yeni yatırım olanakları araştırdıkları, bazı şirketlere satın alma ya da ortaklık teklifleri götürdükleri iddiaları da hayli güçlü….
Yayılmacı İsrailin sadece ilimizdeki faaliyetleri bu şekilde. Aynı şekilde Kayseri gibi stratejik önem arzeden bir çok büyük şehirde İsrailli Yahudi işadamlarının önemli yatırımları bulunmakta….

Mevcut hükümet, Suriye sınırındaki mayınlı arazinin İsrailli bir şirkete temizletip, karşılığında 44 yıllığına kiraya verme gayretine gösterilen tepkiye bakın Başbakan Erdoğan ne diyor: “Hemen yakıştırmalar başladı: `Siz burayı İsrail`e peşkeş çekeceksiniz!` On yıllardır ne söylendiyse bu zihniyet hâlâ aynı yerde… Bu ülkenin vatan toprakları üzerinde yatırım yapan küresel sermaye `şu dinden bu dinden geldi` diye `eyvah Türkiye elden gidiyor` demek bu kadar kolay mı?… Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu. Acaba kazandık mı? Düşünmek lazım. Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi… Paranın dini, ırkı olmaz… Adam burada yatırım yapacak… Burada Ahmet-Mehmet çalışacak…”
Başbakan bu durumu ‘FAŞİZANLIK’ olarak niteliyor. Paranın dini ırkı olmaz, diyor. Paranın dini ırkı olmaz evet ama parayı verenin düdüğü çaldığını herkes bilir. Üstelik bahse konu Türkiye’nin sınır bölgesi. Ülke güvenliğinin birinci şartı sınırlara hakim olmak değimlidir.
Üstelik Başbakan, bu konuyu eleştirenleri, azınlıkları bu ülkeden kovanlarla aynı kefeye koyuyor. Tamamen hedef şaşırtıyor. Mayınlı arazilerin kiralanması ile tarihteki o konuların örtüşen hiçbir yönü yok.

44 yıllığına o toprakların İsraillilere kiralanması Türkiye’yi uçuruma götürür. Mesela ülkemizde yıllardır var olan bir ‘ÇEKİÇ GÜÇ’ var. Bu Çekiç Güç’ün her dönemde ülkeden çıkartılması gündeme gelir ancak mevcut hükümetler her defasında Çekiç Güç’ün görev süresini bir şekilde uzatır.
Aynı şekilde 44 yıllığına kiraya verilmesi düşünülen araziden de o araziyi kiralayan İsraillileri çıkarmak mümkün olmayacaktır. Her dönemde kira süresinin uzatılması gündeme gelecek ve isteyerek ya da istemeyerek süre uzatılacaktır…
Hükümetin bu yöndeki çalışmalarına tepki gösterenler başbakan tarafından ‘FAŞİZANLIK’ ile suçlanıyor. Allah aşkına bir insan sözünde ve özünde doğru olmalı. Ya söylediği gibi olup öyle davranmalı, ya da göründüğü gibi olmalı.

Davos’ta İsrail’e Filistin halkına yapılan zulüm nedeniyle tepki gösteren ve Türkiye dahil, bir çok Arap ülkelerinin takdirini kazanan Başbakan, o tepkilerinde samimi ise eğer, bunun gereğini yapması gerek.

Türkiye Cumhuriyeti, o mayınlı bölgeyi temizletemeyecek kadar aciz bir ülke değildir. Bu devletin, vatan toprakları için, yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Suriye sınırındaki Kıbrıs büyüklüğündeki o bölgenin mayınlardan temizlenmesi için gereken para da teknolojide bu ülkede fazlasıyla vardır. Aksini söylemek işi yokuşa sürmekle eşdeğerdir…

Gönderen: Ayhan KARA (kendisi yazmamıştır)

Eurovision 2009: Norveç 387 puan alarak birinci oldu

Bu yazıyı beğenmedim (1 puan)Eh iste idare eder (2 puan)Normal (3 puan)Beğendim (4 puan)Süper (5 puan) (4 değerlendirme, ortalama: 4.00 / 5.00)
Gönderiliyor ... Bekleyiniz ...
(büyültmek için tıkla)
Temsilcimiz Hadise büyük ümitlerle gittiği Moskova’da 177 puanla 4. olarak yarışmayı bitirdi.
Yarışmada Norveç açık farkla 1. olurken, İzlanda 2., Azerbaycan da büyük bir sürpriz yaparak 3. oldu.
Yarışmada Türkiye’yi “Düm Tek Tek” adlı parçasıyla temsil eden Hadise, 18. sırada sahne aldı.

Olimpinski spor salonunda bulunan 22 bin seyirci Hadise’yi büyük alkışla karşıladı. 400′ün üzerinde Türk ellerinde Türk bayrakları ile Hadise’yi destekledi. Salonda Türk bayraklarının yanı sıra diğer ülke bayraklarının da dalgalanması renkli bir görüntü oluşturdu.

Hadise, stilist Mahmut Karadağ tarafından “Gizia” firmasına yaptırılan ve Türk Bayrağı’nı simgeleyen kırmızı renk kostümü ile sahne aldı.

Milano kentinden getirilen özel kumaşla yapılan ve iki parçadan oluşan elbisenin kenarları altın ve Swarovski taşlarla işlenmişti. Hadise’ye, Rus dansçı kızlar Olga ve Svetlana eşlik ederken, dansçı Uğur Yıldırım’ın akrobatik hareketleri de koreografiyi canlandırdı.

İşte Türkiye’ye puan veren ülkeler ve verdikleri puanlar:
12 Puan: Belçika, Azerbaycan, Fransa, İngiltere, İsviçre, Makedonya
10 Puan: Almanya, Arnavutluk, Bulgaristan
8 puan: Hollanda
7 puan: Bosna-Hersek, Norveç
6 puan: İsveç, Romanya, Danimarka
5 puan: Malta, Finlandiya, Macaristan
4 puan: Ermenistan
3 puan: İsrail, Karadağ, Yunanistan, Portekiz
2 Puan: İspanya
1 Puan: Çek Cum., Hırvatistan

Eurovision 2009 şarkı yarışması finalı sonucu (tam liste):
1. Norveç: Alexander Rybak, “Fairytale”, 387 puan
2. Izlanda, Yohanna, “Is It True?” 218 puan
3. Azerbaycan AySel ve Arash, “Always”, 207 puan
4. Türkiye: Hadise, “Düm Tek Tek”, 177 puan
5. İngiltere, Jade Ewen, “It’s My Time”, 173 puan
6. Estonya: Urban Symphony, “Rändajad”, 129 puan
7. Yunanistan: Sakis Rouvas, “This Is Our Night”, 120 puan
8. Fransa, Patricia Kaas, “Et S’il Fallait Le Faire”, 107 puan
9. Bosna-Hersek: Regina, “Bistra Voda”, 106 puan
10. Ermenistan: Inga ve Anush, “Jan Jan”, 92 puan
11. Rusya: Anastasia Prikhodko, “Mamo”, 91 puan
12. Ukrayna: Svetlana Loboda, “Be My Valentine!” 76 puan
13. Denmark: Brinck, “Believe Again”, 74 puan
14. Moldovya: Nelly Ciobanu, “Hora Din Moldova”, 69 puan
15. Portekiz: Flor-de-lis, “Todas As Ruas Do Amor”, 57 puan
16. İsrail: Noa ve Mira Awad, “There Must Be Another Way”, 53 puan
17. Arnavutluk: Kejsi Tola, “Carry Me In Your Dreams”, 48 puan
18. Hırvatistan: Andrea, “Lijepa Tena”, 45 puan
19. Romanya: Elena, “The Balkan Girls”, 40 puan
20. Almanya, Alex Swings Oscar Sings!, “Miss Kiss Kiss Bang”, 35 puan
21. İsveç: Malena Ernman, “La Voix”, 33 puan
22. Malta, Chiara, “What If We”, 31 puan
23. Litvanya: Sasha Son, “Love”, 23 puan
23. İspanya, Soraya, “La Noche Es Para Mí”, 23 puan
25. Finlandiya: Waldo’s People, “Lose Control”, 22 puan

Biliyormuydunuz?

Bu yazıyı beğenmedim (1 puan)Eh iste idare eder (2 puan)Normal (3 puan)Beğendim (4 puan)Süper (5 puan) (13 değerlendirme, ortalama: 1.62 / 5.00)
Gönderiliyor ... Bekleyiniz ...
(büyültmek için tıkla) *Atatürk`ün dünyada `başöğretmen’ sıfatlı tek lider olduğunu,
*Bir geometri kitabı yazdığını,
*Üçgen, açı, dikdörtgen gibi ve 48 tane geometri teriminin (Türkçe) isim babasının bizzat Mustafa Kemal olduğunu,
*Norveççe`de `Atatürk gibi olmak` diye bir deyim olduğunu.
*”Atatürk” çiçeği’nin adını, çiçeği bulan Wanderbit Üniversitesi profesörlerinden doktor Kirk Landın`in koyduğunu ve bu çiçeğin tüm dünyada bu isimle üretilip satıldığını,

*Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan her Cumhuriyet bayramında Atina’daki Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu,

*”Mimber” adında bir gazete çıkarttığını ve 52 sayı yayınlanan gazetede ilk defa sansür kelimesi geçtiğini,

*Kurtuluş Savaşı’nda rütbe alan bir çok kadın askerlerimizin olduğu, dünya tarihine geçen tek bir üsteğmenimizin olduğunu, Üst teğmen Kara Fatma’nın 700 erkek, 43 kadından oluşan bir müfrezenin reisliğine bizzat Atatürk tarafından atanmış olduğunu.

*Bir röportajda Birleşmiş Milletlere üye olmayı düşünüyor musunuz?” diye sorulduğunda “Şartlarımızı koyarız, kabullerine bağlı. Biz müracaat etmeyiz üye olmak için, davet gelirse düşünürüz” dediğini ve bunun üzerine BM yasasının değiştirildiğini ve üyeliğe davet edilen ilk ülkenin Türkiye Cumhuriyeti olduğunu,

*1938′de, General McArthur’un en zor, en problemli, en buhranlı döneminde, danışman, senatör ve bakanlarından oluşan yüz yirmiden fazla kişiye; “Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal‘i görmek için neler vermezdim” dediğini,

*1938′de Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiirde; “Allah bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir” denildiğini,

*1996′da Haiti Cumhurbaşkanının vasiyetinde, mezar taşına yazılmasını istediği metinde; “Bütün ömrüm boyunca Türkiye’nin lideri Mustafa Kemal Atatürk‘ü anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm” yazdığını,

*2000′de ABD Başkanı’nın milenyum mesajında; ” Milenyumun hiç şüphe yoktur ki tek devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk‘tür. Çünkü o yılın değil asrın lideri olabilmeyi başarmış tek liderdir” denildiğini,

*2005′de Amerika’nın en ünlü ekonomistlerinden birisi olan Mr. Johns`un önerisinin “Türkiye ekonomiyle savaşta bir tek Atatürk‘ü örnek alsın yeter” olduğunu,

*2006′da ise AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldırılmasının istendiğini, BİLİYOR MUYDUNUZ!!!

******************************

İzmir kurtulmuş, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara’ya hareket edecekler…
Trene binerler ve kompartimana çekilirler. Ertesi gün, yaveri, Atatürk‘ün kompartimanının kapısını çalar. Atatürk, yorgun, bitkin bir halde kravatını yıkamaktadır.
Yaveri: ‘Paşam bu ne hal, hiç uyumadınız herhalde; niye böylesiniz’, der.
‘Çocuk, kompartimanıma yastıkla battaniye koymayı unutmuşsunuz, kolumu yastık yaptım ağrıdı, setremi battaniye yaptım üşüdüm, uyumadım kalktım’, der.
Yaveri: ‘Aman Paşam! Birimize haber vereydiniz ; hemen size bir yastıkla battaniye getirirdik’, der.
Ve bir ülke kurtarmaktan dönen komutan tarihi bir cevap verir: ‘Geç fark ettim, hepiniz en az benim kadar yorgundunuz, hiç birinize kıyamadım. Önemli olan benim uyumam değil, milletimin rahat uyuması’.

ATAMIZ SAYESİNDE NE KADAR RAHAT UYUYORUZ Kİ HALA UYANAMADIK ?

Not: Ben yazmadım zahmet edip aramayın. Tarih yazıyor Tarih.

Gönderen: Hacı i Mert…NL

Türkiye Cumhuriyeti yıkılıyorken…!! Heeeç, şaşırmayın… Heeeç, üzülmeyin…

Bu yazıyı beğenmedim (1 puan)Eh iste idare eder (2 puan)Normal (3 puan)Beğendim (4 puan)Süper (5 puan) (10 değerlendirme, ortalama: 2.60 / 5.00)
Gönderiliyor ... Bekleyiniz ...

Ayhan KARA’nın mail adresine gelen bir yazı, bizimle paylaşmak istemiş.

Kutsallarımızı koruyarak, ama bürokratik olanını yıkarak, yeni bir devlet kurmanın eşiğine geldik…
Gazi Mustafa Kemal’in takipçiyisiz diyen bir kısmı dürzi, bir kısmı ateist, çoğu da hırsız bir şovenler topluluğu, gelip gelip, Demokrat Parti’ye tosladı..
CHP’den bıkmış milyonlarca insan, Demokrat Parti’yi ve Adnan Menderes’i “KURTARICI” saydı ve kutsallaştırdı…
Oysa ki, Demokrat Parti’yi kuranlar, çok değil daha bir iki yıl öncesine kadar, hepsi CHP’de olan siyasiler ve işadamlardı…
Adnan MENDERES de, CHP’liydi… Demokrat Parti kurulurken, Celal BAYAR onu işaret etmesiyle başa geldi…

Özet ?
İşte 1956…. O yıl olanlar, Türkiye’nin tam anlamıyla, Amerikan Güdümüne girdiğinin göstergesi… Sonraki 20 yılda da, Başbakanımızın Dünürü Sadık Albayraklar, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Amerika’da esir tutulan Fethullah Gülen… Tüm bu isimler ve neceleri, henüz genç… Bu gençlere düşen vazife, “Komünizmle Mücadele Dernekleri” kurmak..
Nerede? Ülkücülüğün en yoğun olduğu Erzurum’da, Bursa’da, Kayseri’de, Adana’da..

Sonuç ?
12 Eylül’de, en çok “Solcu da” ve en çok “Sağcı da”, hep bu illerden gencecik insanlar olarak, öldü – öldürüldü…
Elazığ, Malatya, Erzurum, Sivas, Kayseri, Adana…
Tuhaftır…
Solcuların kalesi olan Trabzon, Rize, Artvin, gençlerini en az kaybeden bölgeler oldu…
Konya gibi, İslamcı görünen kent, Hazreti Peygambere edilen küfürleri, görmezden gelerek okula gidiyor, duvarlara yazılan, Allah’ı ve İslam’ı yeren tüm yazıları, başını çevirip, okuluna gidiyor… Tek kelime tepki göstermiyorlardı… O başını çeviren montofionların hepsi şimdi Sayın Başbakanın iyiniyetiyle, ballı kaymaklı makamlarda, paranın da, kadının da, zevk-ü sefanın da dibine vuruyorlar…
Derdi bize mi düştü ?
Yok canım…
Demem o ki; İsmet İnönü, Atatürk düşmanı idi. Yetmiyor gibi, ödlek karakteri yüzünden, ikili anlaşmalar, Rusya’dan korkusu, Amerika’dan korkusu, neredeyse gölgesinden bile çekiinen, ürpereren bir adam. Bir olayda yüzde 99 başarı görmeden, o işe girişmeyen bir adam…
İsmet’in gaflet ve dalaleti bitmemiş gibi, Celal Bayar ve Adnan Menderes’in çapkınlıkları, memleketin her imkanını, milletvekilleri ve onların kendi seçim bölgelerindeki yandaşlarına peşkeş çekmeleri…
Menderes Amerikancı değildi.. Ölümü de, Amerikancı olan Türk Generallerinin emriyle oldu…
Sonra? Görüntü itibariyle ve söylentilere göre, yumuşak huylu olan, Uğur Mumcu’nun deyimiyle, “dönen” kıvırmadan söylemek gerekirse, düne kadar Solcu, sonra Ortayolcu, en nihayet Oportunist olan Nihat ERİM isimli, kocaeli Mebusu, 12 Mart 1971 Muhtırası ile, “Tarafsız, Teknokrat” varsayılarak, başbakan yapıldı..
Bir memleketi yönetmek bu kadar eşekçe işte… Biri diyor ki “Sen Başbakansın… O oluyor Başbakan…”
Gün geliyor, bir grup ayyaş profesör, anayasa yapıyorlar… Hala o anayasa… Temel Hak ve Özgürlükler lafta var, uygulamada ise “Özgürlük kullanmaya kalkarsan, copu kıçına sokarım uleynnn” diyen Polis Devleti…

Yani ?
12 Eylül’de, Mübarek Türk Ordusunun başındaki beş şeref yoksunu general, Amerikan Destekli olarak, askeri darbe yaptılar… 12 saat içinde, yarım gün içinde yani tam 1 milyon 400 bin küsur insanı, tutukladılar… Futbol stadları, kapalı spor salonları, konferans salonları, askeri birlikler, geniş konferans – spor salonları olan her yer, Türkiye’nin BEYNİ GELİŞMİŞ, İYİ EĞİTİM ALMIŞ (kimi solcu, kimi sağcı) tam 2 milyona yakın GENÇ BEYNİ, GENÇ İNSANI, İYİ EĞİTİMLİ TÜRK GENÇLERİNİ içeri aldılar…
İşkenceler…
Dayaklar…
Analara bacılara küfür etmeler…
Türk Ordusunun mübarekliğine yakışmayan, beş namus yoksunu general, Türk Milletinin Çocuklarına “piç” muamelesi yaptı…

Ve sonra, Özal geldi…
Bin günahın yanında, bin sevabı olan adam… İhtimal ki, cennete daha yakın…
Çünkü, o kısa ve tıknaz boyuna bakmadan, bir cengaver gibi, Amerikan başkanına blör çekiyordu… Ruslara “Aman ha… Savaş çıkarsa, sen benden iki kişiyi öldürüp, iki kişinin ırzına geçmeden, ben seni Doğu Avrupa’dan ve Kafkasya’dan, 1876 – 78′in öcünü alırım” diye korkutuyordu…
Özal, farklıydı… kimsenin ekmeğiyle bilerek oynamadı…
Rüşvete engel olmadı… Az gelişmiş ülkede, bu da bir paradoks ve gerekli…
Memleketin yüzde birinde ehliyet vardı… Kaza oranı, şimdiki gibi yüzde 14 ölüm, yüzde 25 – 35 yaralı oranı ile biten trafik… Oran hala aynı… Ama bazıları Özal’ı suçlar… Oysa oran değişmedi… Ama Memlekette artık 18 yaşını dolduran hemen “sürücü belgesi” almak için kurslara kayıt olabilior, sınavlara girip, sürücü belgesi alabiliyor…
Özal’ı 1993′te öldürdüler… Üzüldüğünü görmesem, yavaş yavaş zehirleyen karısı Semra’dır, derim… Ama demiyorum… Çok üzülmüş çünkü… Ama fesad olsam, bu tür gerçekdışı şeyleri de söylerdim… Allah muhafaza…

Eee… Nerede kaldık…
Adnan KAHVECİ’yi öldürdüler… İster yol levhalarının katliamı deyin, isterseniz derin yabancı ve yerli ortaklarının cinayeti deyin..
Sonra, 1996′a geldik…
Vaktiyle, ASALA’yı bitirenler kim? Şimdi de onları bitirmek istiyorlardı…
Amerika bastırdı… Ermeni ASALA Terör Örgütü, tüm dünyada Türk Diplomatlarını öldürüyordu… Hain bombalı tuzaklarla… O ülkelerin polisi devleti ise, “Ölen Türk” mukabilinden, görünüşte ilgili, gerçekte Ermenici Asalacı idi..
Bir Grup Türk Genci, 1980′lerde “Arkadaşlarının idam edilmemesi karşılığında” dönemin darbeci Generaller başı KENAN EVREN ile görüştüler… Aracılığı Kenan EVREN’in damadı yaptı…

Abdullah ÇATLI ve bir grup delikanlı, dünyanın beş kıtasında, Asala’yı avlamaya başladılar… Ve nitekim, 2 yıl sonra, 10 yıl süren ASALA terörü, 2 yılda gün be gün azala azala, sonunda YOK OLDU…
Ama 1996, bunun rövanşıydı… Türk Gençlerinin küresel kontra espiyonaj ve kontra gerilla faaliyetleri, korku vermişti bazı ülkelere…
Türkiye, bu kabiliyetini geliştirip, küresel bir MİT oluşturabilir, bir istihbarat ağı kurabilir miydi?
Önleyin, mani olun bu gençlere, denildi muhtemelen….
Abdullah ÇATLI ve Ekibi gibi, SAT ve SAS Komandaları da, eş zamanlı istifalar veya görev – kuuvet (GK) değişiklikleri ile zayıflatıldı…
Necedir bilinmez, KARDAK KAYALIKLARI KRİZİ ile, SAT ve SAS’ların önemi tekrar farkettirildi, farketmesi gereken gafillere…
Hülasa, 1999′da San Andreas – Kaliforniya yerine, TESLA’cılar, Türkiye’de bir deprem yaptılar…
Çoğu zaman suni olduğuna inandığım, 17 Ağustos 1999 depremi sonrasında, cemaatlerin pısırık ve fırsatçılığı, devletin bürokratik ve sahte bir dev olduğu göründü gözlerimize…
Polisiyle vatandaşını döven…. Vergi daireleriyle, istediğini madara edebilen bir DEVLET, adaletsizliğe yelken açmıştır zaten…
Ve, KÜFÜR DEVLETİ batmasa, ADALETSİZ DEVLET batar.. Bunu da tarihten iyi biliyoruz…

Netice?
Netice; ECEVİT’in zehirlenmesini, biz 2002′de yazıyoruz, Ecevit’in koruma müdürü, 2009′da söylüyor…
Ben, Haydar Aliyev’in öldüüğünü, 1 ay önce söylüyorum… Azerbaycan’a müdahale edilip, Halk Cephesi desteklenmesi gerekirken, Amerikancı İlhami Aliyev (oğul Aliyev) desteklendi.. Aynı Aliyev, şu an Amerikan kucağından kalkıp, Rus kucağına oturur gibi görünüyor… Dünün bu playboy ve kumar tutkunu asi genci, bugün babasının video görüntülerine baka baka, DEVLET ADAMI pozuna büründü…
Netice?
Kafkasya’da kaybettik. Ne Çeçenleri destekleyebiliyoruz, ne Azerileri…
Netice?
Çeçenya ve Azerbaycan yoksa, İran hiç yoktur. Üçü de yoksa, doğalgazı daha pahalıya alırsın…
Netice?
Amerikan emrinde kullanılmak üzere, TÜRK ASKERİ istiyorlar… Afganistan, Irak ve Somali için…
Nerede müslüman varsa, vurup öldürmemizi istiyorlar… Kimden? Türk Askerinden… Karşılığında, daha çok yabancı borç para gelecek…
Gelecek olan borç paralar ile, belediyelerde ihale dağıtılacak… İSLAMCI geçinen puştlar, daha zengin olacak… Gerçek Müslümanlar ise, tv’lerde her sonbahar ve kış, “GAZZE” diye ağlayacak, “IRAK, AFGAN, SOMALİ, BOSNA” diye ağlayacak…
Gerçi, artık İslam coğrafyasına ağlayacak, kaç müslüman kaldı, o da ayrı mesele…

Türkiye’de başörtüsüne basarak – basamak yaparak iktidara gelenler, başörtülülerin sorununa zerre çözüm bulamadılar…
Çünkü, çaldıklarını bilenler “SUS… KARIŞIRSAN DÖKERİM PİSLİKLERİNİ HAA” diyorlar… Bu sözde İslamcı unsurlar da, kedi kıçını yalarmış misali, kendi kıçının arasına saklıyor patilerini, sus pus “Biraz daha çalak… Çalıp çırpmak ne keyifliymiş” diyorlar…

28 Şubat, diycem noktayı koycam…
Figen’im, 28 Şubat mağduru…
Ben, 28 Şubat mağduru…
İmam Hatiplilerin için kafamıza, kendi polisimizden cop yediğimiz günleri unutamıyorum….
Vali, Şerefsiz Nevzat AYAZ’dı…
Genelkurmay İkinci Başkanı, Orgeneral Şerefsiz Yahudi Çakması Çevik BİR’di..
VE biz, AND İÇMİŞTİK…
BU ÜLKE’NİN HİÇBİR KIZINI, KAPALI AÇIK DİYE AYRTETMEDEN, saygı göstereceğiz…
Kürd, Laz, Çerkez demeyeceğiz… Gürcü, Süryani demeden, Türkmen, Arap demeden, İmparatorluk hakkı saklı olan Türkiye’nin tüm çocuklarına TÜRK diyeceğiz, Kardeş diyeceğiz…
Ama olmadı…
Kürdistan Haitasını çizdik diyorlar…
Bizim İçişlerinin nurcu görünümlü mübarek Bakanı’da, seyrediyor…
PKK’ya operasyonları derhal durdurun. Asker, polis ölsün istemiyorsanız, derhal durdurun diyor DTP’li PKK sempatizanı kent kadroları… Diyarbakır’ın kürtçü bölücü başkanı…
Bizim Genelkurmay Başkanı, “Laiklik, Devlet, Anayasa, Ordumuz”… masallarına devam ediyor…
Namuslu her insan, başında olan kurumun ve millet vazifesinin gereğini yaptığı gün, bu ülke cennet olur…
Bugünlerde mi ?
Beni partisine almayan, çağırmayan, gençlik örgütlenmesi vermeyen her parti, şaibelidir…
Mesaj alındı mı?
Anladın oni sen…



© 2008-2010 - Yukarikasikara.Net™ Tüm hakları Gökhan MERT 'e aittir.

RSS beslemesi - Yorum RSS beslemesi



Ziyaretçilerimiz nereden bağlanıyor?